Category Archive Genel

Down sendromu

DOWN SENDROMU NEDİR?

Down sendromu, genetik bir farklılık, bir kromozom anomalisidir. En basit anlatımı ile sıradan bir insan vücudunda bulunan kromozom sayısı 46 iken Down sendromlu
bireylerde bu sayı üç adet 21. kromozom olması nedeniyle 47 olmaktadır. Down Sendromu tedavi edilmesi gereken bir hastalık değil, genetik bir farklılıktır. Hücre
bölünmesi sırasında yanlış bölünme sonucu 21. kromozom çiftinde fazladan bir kromozom yer alması ile meydana gelir. Down sendromuna sebep olduğu bilinen tek etmen
hamilelik yaşıdır, 35 yaşüstü hamileliklerde risk artar. Ancak genel olarak genç kadınlar daha fazla bebek sahibi olduğundan Down sendromlu çocukların %75-80’i genç
annelerin bebekleridir. Ülke, milliyet, sosyo-ekonomik statü farkı yoktur. Ortalama her 800 doğumda bir görülür. Tüm dünyada 6 milyon civarında Down sendromlu birey
yaşamaktadır. Türkiye’de tam bir veri yok ama yaklaşık 70.000 Down sendromlu kişi olduğu tahmin ediliyor. Hafif veya orta seviye zihinsel ve fiziksel gelişim
geriliğine sebep olur.

47 KROMOZOM NASIL OLUR?

İnsan vücudunu oluşturan kromozomların 23 tanesi anneden, 23 tanesi ise babadan gelmektedir. Down sendromunda 21. kromozom 2 değil 3 adet olmaktadır
(Bu sebepten dolayı Down sendromu Trisomy 21 diye de bilinmektedir). Bunun sonucu olarak toplam kromozom sayısı 46 değil 47 olmaktadır.

DEĞİŞİK TİPLERİ VAR MI?

3 tip Down sendromu vardır.
1-Trisomy 21: Down sendromlu nüfusunun %90-%95’ini oluşturan standart tiptir. Bu tipte fazladan bir adet 21.kromozom yumurta veya sperm hücresinden gelmekte
veya döllenmenin daha ilk aşamalarındaki bir noktada yanlış bölünme nedeniyle (yani kromozomlar bölünürken birbirine yapışık kalması ve bu yapışıklığın bir
taraftan 2 diğer taraftan da 1 kromozom gelmesine yol açması nedeniyle) yeni hücreler 3’er adet kromozom ile toplam 47 kromozom olarak oluşurlar.
2- Translokasyon: Down sendromlu nüfusunun %3-%5’ini oluşturan tiptir. Bu tipte 21.kromozomun bir parçası koparak başka bir kromozoma (örn. 14.kromozom gibi)
yapışmaktadır. Birey adet olarak 46 kromozoma sahiptir ama genetik bilgi olarak 47 kromozom bilgisi vardır. Burada da 21.kromozom 3 adet olduğundan birey
standart tipteki aynı özellikleri gösterir. Down sendromunun diğer tipleri kalıtımsal değildir. Yalnız translokasyon tipte ebeveynlerden bir tanesinin taşıyıcı
olması durumunda Down sendromu kalıtımsal olmaktadır. Bu oran %33’dür. Eğer taşıyıcı anne ise translokasyon Down sendromlu çocuk doğurma olasılığı %20, taşıyıcı
baba ise %5-%2 arasındadır. Translokasyon tipte ileriki doğumlardaki risklerin bilinmesi açısından genetik danışmanlık daha önemli olmaktadır.
3- Mozaik: Down sendromlu nüfusunun %2-%5’ini oluşturan tiptir: Bu tipte bazı hücreler 46 kromozom taşırken bazıları 47 kromozom taşımaktadır. Yanlış bölünme
döllenmenin ileri aşamalarında gerçekleştiğinde bir hat 46 kromozom diğer hat ise 47 kromozom olarak devam eder ve mozaik bir yapı oluşturur.

ÖZELLİKLER NELERDİR?

Down sendromlularda görülen bazı fiziksel özellikler çekik küçük gözler, basık burun, kısa parmaklar, kıvrık serçe parmak, kalın ense, avuç içindeki tek çizgi,
ayak baş parmağının diğer parmaklardan daha açık olmasıdır. Bu özelliklerin hepsi veya birkaçı görülebilir.
Down sendromlu bebekler istisnalar olmakla beraber yaşıtlarından daha yavaş büyürler. Zihinsel gelişimleri geriden gelmektedir. Bu gerilik yaş büyüdükçe daha
belirgin olarak gözükmekte, ancak uygun eğitim programları ile Down sendromlu çocuklar pek çok başarıya imza atmakta ve toplum hayatı içinde anlamlı hayatlar
kurabilmektedirler. Burada düzenli ve disiplinli bir eğitim programı ve bol tekrar en önemli faktördür.
Down sendromlu bireyler genel olarak yaşıtlarından daha kısa boylu olurlar ve metabolizmalarının yavaş çalışması nedeni ile doğru beslenme alışkanlığı edinmezlerse
ileri yaşlarda kilo problemi yaşayabilirler.
Farklı derecelerde olmak üzere kas gevşekliği (Hipotoni) nedeni ile fizyoterapi desteğine ihtiyaç duyarlar. Bebeğiniz doğar doğmaz biz fizyoterapist ile görüşerek
bilgi almanız ve ileriye dönük bir destek programı hazırlamız çok önemlidir. Hipotoninin az veya fazla olmasına göre bazı bebekler uzun süre başlarını bile tutmakta
zorlanabilirler ancak fizyoterapi desteği ile gelişim basamaklarını kendi hızlarında tamamlar.

Down sendromlu bireyler bazı rahatsızlıklara daha yatkın olabilmektedirler. Bu yüzden sağlık kontrollerinin aksatılmadan ve zamanında yapılması, doğru sağlık
danışmanlığının alınması hayati önem taşımaktadır.

ZİHİNSEL GERİLİĞİN DERECELERİ VAR MIDIR?

Her çocuk gibi Down sendromlu çocuklar da farklı zeka seviyesine, yetenek ve kişiliğe sahiptirler. Burada kilit nokta çocuğunuzun kapasitesini maksimum düzeyde
kullanabilmesi için zamanında ve doğru desteği alabilmesidir. Erken eğitim programları, fizyoterapi, dil terapisi, alternatif terapiler, oyun grupları gibi seçenekler
aileler tarafından iyice değerlendirilmeli ve doğru kaynaklara ulaşılarak karar verilmelidir.

ÇOCUĞUM İLERDE NELER YAPABİLİR?

Eskiden okuyamaz bile denilen bu bireyler artık lise, hatta üniversite bitirebilmekte, ikinci bir dil öğrenebilmekte, çalışabilmekte, bağımsız veya yarı bağımsız
hayatlar sürebilmektedirler. Bu yüzden hayallerimize sınır koymamalıyız. Bir yandan hayallerimiz sınırsız da olsa çocuğumuzu doğru değerlendirerek ayakları yere basan,
gerçekçi gelecek planları yapmanın onun mutluluğunun anahtarı olduğunu da unutmamalıyız.

HER ZAMAN MUTLU OLDUKLARI DOĞRU MU?

Zihinsel engelli olmak duygusal engelli olmak demek değildir. Down sendromlu bebekler her şeyden önce bebeklerdir. Beslenme, temizlenme, sevilme ihtiyacı duyan, acıkınca,
sıkılınca ağlayan, kızan, küsen, gülen, geceleri sizi uyutmayan bebekler olacak. Down sendromlu gençler de cinsel kimlikleri bulunan, ergenlik bunalımı yaşayan, aşık olan,
kalbi kırılan, kardeşi ile kavga eden, kapıları vurup bangır bangır müzik dinleyen, gülen, dans eden gençlerdir. Bizler gibi onlar da tüm duyguları yaşarlar.

Fizyoterapi

Fizyoterapistlik mesleği, hareket bozukluğuna yol açan her türlü yaralanma, hastalık ve yaşlılıkta, ağrı ve fonksiyon bozukluklarında uzman
bir hekimin tanısı sonrası fizyoterapiye özgü değerlendirme yöntemlerini kullanarak yine birçoğu dünyada fizyoterapistler tarafından geliştirilmiş
olan tedavi yaklaşımlarını planlayıp uygulamaya yönelik bilgi ve beceriyi kazanan, sağlık ve yaşam kalitesinin artırılmasında önemli görevleri olan
bir meslektir.

Günümüzde, Fizyoterapistler hareket ve fonksiyonun çeşitli nedenlerle tehdit edildiği bütün durumlarda bağımsız hareket ve sağlıkla ilgili yaşam
kalitesinin arttırılmasında her geçen gün sayıları artan yaklaşımlarla hizmet vermektedirler. Dünyada ve ülkemizde toplumların bu gün ve gelecekteki
olası ihtiyaçları fizyoterapistlik mesleğinin gelişimini kaçınılmaz kılmaktadır.

Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümünden mezun olanlar ”Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Lisans Diploması” ile birlikte
“FİZYOTERAPİST” unvanını alırlar.

Fizyoterapistler; ulusal ve uluslararası yataklı tedavi merkezlerindeki (üniversite, devlet vb…), ortopedi ve travmatoloji, nöroloji /
pediatrik nöroloji, psikiyatri, fiziksel tıp ve rehabilitasyon, beyin ve sinir cerrahisi, genel cerrahi, kardiyoloji, kalp damar cerrahisi,
göğüs hastalıkları / göğüs cerrahisi, çocuk hastalıkları, üroloji, onkoloji, kadın doğum, kulak-burun-boğaz, tüm yoğun bakım servisleri,
plastik cerrahi servisleri, yanık üniteleri, romatoloji bilim dallarına ait servislerde, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde,
protez-ortez üretim ve rehabilitasyon merkezlerinde, birinci basamak sağlık hizmetleri veren kuruluşlarda, endüstri alanlarında, okullarda,
spor kulüplerinde, huzur evlerinde, mesleki rehabilitasyon merkezlerinde ve kaplıca merkezlerinde, dal merkezlerinde, evde bakım merkezlerinde
özel veya kamu görevi yapabilirler. Üniversitelerde ilgili eğitim-öğretim programlarında sınav kazanmak şartı ile mezuniyet sonrası eğitimlerine
devam ederek bilim uzmanlığı, doktora, doçent, profesör unvanı alabilirler.

Dünyada ve ülkemizde gelişen teknoloji nedeniyle giderek hareketsizleşen toplumların bu gün ve gelecekteki gereksinimleri fizyoterapistlik
mesleğinin gelişimini kaçınılmaz kılmaktadır.

Yaygın Gelişimsel Bozukluklar

Otizm ve Yaygın Gelişimsel Bozukluklar

Otizm başlıca sosyal beceri, dil ve davranışları etkileyen 3 temel alanda sorunların olduğu nörogelişimsel bir bozukluktur.
Kategorisel olarak yaygın gelişimsel bozukluklar başlığı altında diğer bazı bozukluklarla beraber yer alan bir spektrum
rahatsızlığıdır. Yani çok ağır belirtilerle giden formlarının yanında, çok hafif düzeyde, sadece profesyonellerin fark
edebileceği düzeyde bir iletişim problemi ile ortaya çıkan bir şekilde de bulunabilir. Otizm, toplumsal ilişkide ve
bu ilişkinin karşılıklığında, sözel veya sözel olmayan ilişkide ve oyun etkinliğinde bozulmaların olduğu, kısıtlı ilgi
alanları ve tekrarlayıcı davranışların bulunduğu bir normalden sapma olarak da tanımlanabilir.

Otizmin tipik özelliklerinden biri olarak çocukların büyük bölümünde konuşma hiç başlamamış veya gecikmiştir.
Üçte birlik bir grup hiç kelime kullanmadan kalabilir, veya kullanılan kelimeler iletişim amaçlı kullanılmayıp, basit tekrarlar
halinde, anlamdan ve içerikten yoksun olarak kullanılabilir. Kalıp halinde duygusuz bir anlatımları olabilir. Sosyal ilişkide ki
işaretleri anlama güçlüğü çeken bu çocuklar genelde göz teması kurmaz, jest-mimik ifadeleri kullanmaz ve karşısındaki insan yokmuş
gibi davranabilirler. Bazı yetenekleri çok gelişmiş olsada çok basit şeyleri anlamayabilirler. Sınırlı ilgi alanları vardır ve bağlı
oldukları rutinlerin dışına çıkmaya çok tepkili olabilirler.

Otizmin görülme sıklığı onbinde 4 oranındadır ve artış göstermektedir. Geçmişe göre daha sık otistik çocuk görmemizin en büyük nedeni
ailelerdeki bilinçlenmedir. Bir diğer nokta ise artık günümüzde insan ilişki ve etkileşimlerindeki azalmaya bağlı olarak otizmin neredeyse
normal bir durum olarak karşımıza çıkabiliyor olmasıdır. Sosyal etkileşimin giderek azaldığı bölgelerde bir iletişim problemi olan otizmin
artıyor görunmesi kaçınılmazdır. Bir diğer nokta ise otizmin bir spektrum bozukluğu olması nedeniyle herkeste bazı otistik yönler bulunabileceği
olmasıdır. Bu açıdan bakıldığında sıklık onbinde 58lere kadar cıkmaktadır.

Otizmin Çeşitli Yaş Dönemlerine Ait Belirtileri

Otizm yaş küçüldükçe tanısı zorlaşan bir bozukluktur. Ama çok spesifik olmasa da küçük yaşta da aileleri uyarabilecek bazı bulgular vardır.
Özellikle daha önceleri 3-4 yaşlarında daha sık olarak yakaladığımız bir bozukluk iken artık otizm teşhis yaşımız daha küçük yaşlarda da olabilmektedir.

Otistik çocukları tanımlamak için kullanılan birçok davranış özelliklerinin tamamı aynı çocukta görülmeyebilir ve aynı çocukta görülen belirtiler
zamanla değişime uğrayabilir. Güvenilir bir tanı için özellikle küçük çocukta acele etmemek, çocuğu farklı ortamlarda ve belirli aralıklarla tekrar
değerlendirmek gerekmektedir. Mümkünse farklı klinisyenlerin de çocuğu değerlendirmesi önemlidir. Çeşitli yaş dönemlerine ait otizm özelliklerini
sıralayacak olursak,

0-2 yaş dönemi: Otistik bebekler çok huzursuz, sürekli ağlayan ve sakinleştirmesi çok zor olan, uyku problemi çeken bebekler olabileceği gibi çok sakin,
sessiz, uslu, ailelerini çok memnun edecek bebekler de olabilirler. Çok fazla göz teması kurmazlar, gülündüğünde konuşulduğunda genelde tepkisizdirler.
Kendi ismi soylenildiğinde dönüp bakmayan çocuklar, sıklıkla aileleri tarafından duymadığı düşüncesi ile bir kulak-burun-boğaz hekimine götürülürler.
Normal gelişen bir çocuk, yetişkin konuşmaya başladığında yüzünü ona döner ve incelemeye başlar, bu şekilde de kendi davranışlarının sonucunu ve ne
hissetmesi gerektiğine bakar. Otistik bebekler bunu yapamazlar. Kucağa alınmak istendiğinde kollarını kaldırmazlar, kucakta da gevşek bir şekilde
durabilirler, biraz hipotonik bebekler olabilirler. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, bu bebekler adları söylendiğinde dönüp bakmazlar, annenin işaret
ettiği cisimlere bakmazlar, yani ortak bir dikkatlerı yoktur. İlgilendikleri cisimleri yetişkinlerede göstermek için çaba göstermezler.

Otistik bebeklerin uyaranlara cevapları çok değiskendir. Mesela insan sesine hiç ilgi göstermezken çalan bir telefon veya başlayan bir reklam müziği
çok ilgilerini çekebilir. Acıya karşı değişken bir duyarlılıkları olabilir, bazı otistik çocuklar canlarını gerçekten yakacak bir durumda bile hiç
ağlamayabilirler. Yürüme döneminde parmak uçlarında yürüme sık görülebilir. Bu dönemde yemek ile de ilgili sıkıntılar vardır; katı cisimleri yutma
güçlüğü çekebilirler ve alıştığı bir besin dışında yeni yiyeceklere reaksiyon gösterirler. Taklit yeteneklerı gelişmemiştir ve taklide dayalı oyunları
oynamakta güçlük çekerler. Bu çocuklar elleri ile aşırı ilgili olabilir, elini gözüne yakın tutup hareket ettirme gibi tutuma girebilirler.

2-6 yaş dönemi: Bu dönem çocuklar açısından konuşmanın geliştiği, karmaşıklaştığı, iletişim amacıyla yoğun bir şekilde kullanıldığı bir dönemdir.
3 yaşındaki bir çocuk 200-300 kelimeyi bilir, 3 kelimelik cümleler kullanabilir, isteklerini iletir, soru sorar, başkaları ile fikirlerini paylaşır.
Otistik bir çocuk bunları yapamaz. Konuşmaya başlasa bile konuşmasını iletişim amaçlı kullanmaz, aynı kelime ve şarkıyı tekrar edebilir veya ekolali
denilen karşısındakinin konuşmasını tekrar edici bir konuşma tarzı olabilir. Konuşma gecikmesi olan ve genel anlamda bir iletişim problemi çekmeyen çocuk,
otistiklerden farklı olarak sözsüz iletişim kanallarını iyi kullanır. Mesela jest, mimik kullanır, parmağıyla işaret eder fakat otistik çocuklar genelde
işaret etmek yerine yetişkini tutup istediği şeylere götürmeyi tercih ederler. Bu çocuklar genellikle kendi halinde oynarlar, karsılıklı oyun etkileşimine
gecmezler. Ailelerin onlara aldıkları oyuncaklar ilgilerini çekmez, mutfak eşyalarına çok ilgi gösterebilirler. Özellikle mutfak esyaları ile ses çıkartma
tarzında oyunlar oynarlar. Elektronik eşya düşkünlüğü, dönen şeylere ilgi, parlak cisimlere ilgi görülebilir. Sıklıkla stereotipi denilen sallanma, kendi
etrafında dönme, kanat çırpma tarzında hareketleri olabilir.

Otistik çocukların yaklaşık yarısında konuşma anlamlı bir etkileşim aracı olarak gelişmez. Konuşması kısmen gelişmiş olanlarda dilin yapısal ve anlamsal
kurallarına uygun konuşamazlar. Öğrendikleri kelimeleri çok çabuk unutabildikleri gibi bazen de daha önce hiç duymadıkları karmaşık bir kelimeyi şaşırtıcı
bir şekilde söyleyebilirler. Ses tonları duygudan yoksun, bilgiç bir tavırla konuşabilirler. Özellikle birinci tekil şahıs kullanımında sıkıntıları olur,
kendilerinden ikinci tekil şahıs gibi bahsederler. Bazı çocuklarda reklam panolarından gördükleri şeyleri kendiliğinden okuyabilirler ve bazen de bu yeteneklerini
geliştirip çok küçük yaşta okuma yazma öğrenebilirler fakat ezbere okudukları için okuduklarını anlamazlar, konuyla ilgili bir soru sorulduğunda cevaplayamazlar.
Otistik çocuklarda sadece konuşma değil anlama da kıstlıdır. Ailelerin söylediği en basit talimatları dahi anlayamayabilirler.

Okul dönemi: Bu yaşlarda kazanılan bazı becerilerin artık yerleştiği fakat henüz kazanılmamış becerilerin ise giderek daha zor kazanıldığını görürüz.
Kısıtlı bir anlama becerisi ve kısa süreli bir dikkat süresi olan otistik çocukların okuldada birçok sıkıntısı olabilir. Konuşmayı iletişim aracı olarak
kısmen kullanabilselerde somut düşünce yapıları nedeniyle, mecaz, deyim, esprileri anlamaları gerçekten zor olabilir. Bu yüzden okulda sıklıkla arkadaşlarını
yanlış anlarlar, onların güldükleri şeylere gülemezler veya otistik çocukların yaptığı esprilere diğer çocuklar gülmezler. Bir cismin iki kelime ile ifade
edilmesini anlamakta güçlük çekerler, eşanlamlı cisimleri sık karıştırırlar. Bu dönemde kendi farklılığını anlayan otistik çocuklar açısından depresyon dikkat
edilmesi gereken bir psikiyatrik durumdur.
Otizmde Genel Tedavi Yöntemleri

Otizmin belirlenmiş kesin bir tedavisi yoktur. Başlıca kullanılan tedavileri şu başlıklar altında toplayabiliriz:

Medikal tedavi
Davranışçı tedavi yaklaşımları, teach ve lovaas yöntemleri
Psikoterapi
Vitamin uygulamaları ve diet tedavisi
Duyu entegrasyonu terapisi, işitsel terapiler, kolaylaştırılmış iletişim

Eğer sizde çocuğunuzda otizm olabileceğinden şüpheleniyorsanız, erken tanı ve tedavisi için zaman geçirmeden bir çocuk psikiyatristine danışmanızı öneririz.

Zihinsel Engellilik Nedir?

Zihinsel Engellilik Nedir?

Zeka; doğuştan var olan ve hayat boyunca deneyimlerle gelişen problem çözme gücüdür. Bu güçle insan kendisini ve çevresini anlar,
olayları muhakeme eder, sonuçlar çıkarır ve uyumla hayatını devam ettirir. Zihinsel Engellilik; doğum öncesi, doğum sırası ve doğum
sonrasında çeşitli nedenlere bağlı olarak gelişimsel dönemde ortaya çıkan, uyumlu davranışlarda görülen yetersizliğe ilaveten dikkat,
algılama, bellek ve muhakeme gibi genel zeka fonksiyonları açısından normalin altında olma durumudur. Zihinsel engelli bireyler kişisel
bakım, çevreye uyum, dil, iletişim ve duyusal motor becerilerinde yaşıtlarına göre geç ve yavaş gelişirler.

Zihinsel Engelliğin Sebepleri Nelerdir?

Hafif derecede zihinsel engelli bireylerin pek çoğunda (tüm zihinsel engellilerin yaklaşık %90’ını oluşturur), belirgin bir biyolojik
nedene rastlanmadığı için, nedenlerinin belirlenmesi çoğu zaman güç olmaktadır. Ancak orta ve ağır derecede zihinsel engelliliğe genellikle
biyolojik etkenlerin neden olduğu saptanmıştır. Genel olarak bilinen nedenler üç ana başlık altında toplanabilir:

Doğum Öncesi Oluşan Nedenler:

Annenin yaşı
Annenin beslenmesi (yeterince iyot alamamak ya da yetersiz beslenme)
Hamilelik döneminde kullanılan ilaçlar
Radyasyona maruz kalma
İçki, sigara, uyuşturucu gibi alışkanlıklar
Psikolojik sorunlar
Akraba evliliği
Annenin hamilelik döneminde geçirdiği hastalıklar (Rubella-kızamıkçık, frengi, toksoplazma gibi)
Zehirlenmeler, Kazalar, travmalar
Anne-çocuk arasındaki kan uyuşmazlığı
Kalıtsal kökenli metabolizma bozuklukları olan galaktoz, fenilketonori ve bazı beyin hastalıkları, kromozom yapısındaki bozukluklar.

Doğum Sırası Oluşan Nedenler:

Erken veya geç doğum
Kordon dolanması
Güç ve riskli doğum
Vakum-forseps gibi aletlerin özellikle uzman olmayan kişilerce kullanılması
Doğumun hijyenik olmayan ortamlarda yapılması

Doğum Sonrasında Oluşan Nedenler:

Çocuğun geçirdiği hastalıklar (menenjit, beyin iltihabı),
Zehirlenmeler
Hastalıklarda yanlış ve geç müdahale
Beslenme bozuklukları (yetersiz ve dengesiz beslenme)
Kazalar, travmalar ve yetersiz çevre koşulları v.s.

Zihinsel Engellilik Nasıl Sınıflandırılır?

Zihinsel engellilik zeka yaşı bölümlerine göre birbirinden ayrılmaya çalışan bir gruptur. Bir kişinin geri olmasını yani farklı olmasını
sadece zeka yaşı bölümü ile açıklamak kolay değildir. Zihinsel engelli bireylerin aile, çevre ile olan ilişkileri, zeka yaşı bölümleri,
kendi kurdukları dünyaları, etkilendikleri olaylar, algıları, korkuları, sevinçleri birbirinden farklı olması nedeniyle tek bir tipte zihinsel
engelden ya da engelli birey tipinden bahsetmek çok güçtür. Ancak zihinsel engelli bireylerin gereksinimlerini belirleyebilmek amacıyla, zihinsel
engelli bireyler ağırlık derecelerine göre genellikle iki farklı yaklaşımla sınıflandırılmaktadırlar. Bunlardan biri psikolojik tanılama yaklaşımı,
diğeri de eğitsel tanılama yaklaşımıdır.

Ağır Derecede (Bağımlı) Zihinsel Engelliler

Sürekli gözetim ve bakıma ihtiyaçları vardır. Özel eğitim olanaklarından yararlanarak:

Kaşık ve çatal kullanarak yemek yiyebilirler, giysilerini giyebilirler. Tuvaletlerini kendi başlarına yapabilirler.
Sosyal ilişkiye girerek arkadaşlıklar kurabilirler.
Konuşması anlaşılır, işaretleri ve sözcükleri tanıyabilirler.

Çok Ağır Derecede (Tam Bağımlı) Zihinsel Engelliler

Yaşamları boyunca özel bakıma ihtiyaç duyarlar. İkinci bir özre sahip olma olasılıkları diğer gruplara göre daha yüksektir.

Dökerek de olsa çatal kaşık kullanabilirler, basit giysileri giyebilirler.
Tuvaletlerini yapmayı kısmen öğrenebilirler ancak tuvalet eğitimini yaşıtlarından geç kazanırlar. Temizlik alışkanlıkları denetim ve gözetim gerektirir.
Karmaşık yönergeleri takip edemezler. Sınırlı sayıda sözcük kullanabilirler, basit dilbilgisi kurallarını öğrenebilirler.

Hafif Derecede (Eğitilebilir) Zihinsel Engelliler

Bu gruba giren zihinsel engellilerin normal çocuklardan görünürde hiçbir farkı yoktur. Bu nedenle okula başlamadan önce anne,baba veya çevre tarafından
fark edilmeyebilirler.

Hafif derecede zihinsel engelliler özbakım becerilerini öğrenebilir, kendi bakımlarını yapabilirler ancak zaman zaman bazı sağlık kurallarının hatırlatılmasına
gereksinim duyabilirler.
Yaşadıkları kentte kolaylıkla bir yerden diğer bir yere gidebilirler.
Bisiklet, paten gibi eşgüdüm içeren araçları kullanabilirler.
Temel gramer kurallarına uygun konuşabilirler, birleşik sözel kavramlarla iletişimde bulunabilirler, günlük konuşmaların üstesinden gelebilirler ancak soyut ve
felsefi kavramları tartışamazlar.
Okuma-yazma, matematik gibi becerileri öğrenebilirler.
Telefonu ve yazılı iletişim araçlarını kullanabilirler ancak anlatımları basittir, soyut ya da önemli günlük olayları yazamazlar.
Başkalarıyla yarışma ve işbirliği ilişkilerinde bulunurlar, sosyal ve yaratıcı etkinliklere sınırlı da olsa katılırlar. Ancak karmaşık planlama, dikkat ve
düzenleme gerektiren etkinlikleri sürdüremezler.
İçinde bulunduğu etkinliği başlatabilir, en az 15-20 dakika dikkatini sürdürebilir.
Kendi hayatlarını kazanabilecek karmaşık beceri gerektirmeyen işlerde çalışabilirler, yetişkinlikte kısmen ya da tamamiyle yaşamlarını sürdürebilecek iş
becerisi edinebilirler.
Kendi başlarına alışveriş yapabilirler, para değişimini doğru olarak yapabilirler ancak parayı ekonomik olarak kullanmada yardıma gereksinim duyarlar.
Basit yemekleri ve günlük ev işlerini yapabilirler (temizlik, toz alma, çamaşır ve bulaşık yıkama vs.).

Orta Derecede (Öğretilebilir) Zihinsel Engelliler

Çok yaygın ve ağır derecede olmamakla birlikte sıklıkla bedensel özür de gösterirler. Özel eğitim olanaklarından yararlanarak:

Yardımsız yemek yiyebilirler, banyo yapabilirler ve giyinebilirler; uygun giysi seçebilirler. Çamaşırlarını yıkayabilirler, ütüleyebilirler ve koruyabilirler.
Kendisi ve başkaları için kolay yiyecekler hazırlayabilirler.
Vücudunu yeterince kontrol edebilirler; kaba ve ince kas eşgüdümü iyidir.
Basit düzeyde söyleşide bulunabilirler, birleşik cümle kurabilirler. Sözcükleri tanıyıp cümleleri, reklam spotlarını, işaretleri ve anlamlı basit metinleri
okuyabilirler. Ancak yazılı iletişimi başaramazlar, uzun ve karmaşık sözel iletişimi sürdüremezler.
Paranın değerinin farkına varabilirler ancak paranın nasıl kullanılacağı konusunda yardıma ihtiyaçları vardır.
Yazılı notla alışverişe gidebilirler ancak bağımsız alışveriş yapamazlar. Tek başlarına bir yerden bir yere gidemezler.